Yayınlanan Tarih: 4 Ocak 2016 Editör: In 1965-71 İle 690 Görüntüleme

1965-71 UYARMAK İÇİN UYANMALI, UYANMAK İÇİN UYARMALI

UYARMAK İÇİN UYANMALI, UYANMAK İÇİN UYARMALI – Uyarmak İçin Uyanmalı, Uyanmak İçin Uyarmalı kitabı Kıvılcımlı’nın sağlığında 2. Baskı yapmış ender kitaplarından. Bildiğimiz kadarıyla diğeri de 35 yıl sonra yeniden basılan Marks-Engels, Hayatları kitapçığı.Bu kitap da önce 1966 yılında “İşçi Partisi’ne Teklif” alt başlığı ile basılmış, daha sonra 1970 yılının Aralık ayında 2. Baskısı yapılmış. Ancak 1966 yılındaki ilk baskıdan önce de 1965 yılında Samsun’da yayınlanan Çaltı dergisinde “İşçi Partisine Teklifler” başlığıyla tefrika edilmiş. Dönemin yapısı ve yazıların yazılma gerekçesi şöyle izah edilir:“Şimdi ‘Hürriyet’ var. Hiç bir Parti, doğru söylemeye zorlanamıyor. Medeniyetimizde yalancılık suç sayılmıyor. Tersine, Hitler usulü, yalanın en büyüğünü atabilen, en sonunda yansa bile, uzun süre turnayı gözünden vuruyor. Sırf söz olarak sözle (nutukla, söylevle, bildiriyle, uyarıyla, yazıyla, çiziyle), halk yalanı doğrudan nasıl ayırsın? Sözün müziğine, şiirine, nefesine güveniyor. Sözün özündeki anlamını atlayıveriyor. “İşçi Partisinin en çetin meselesi budur. Halk nasıl uyarılacak?… İşçi Partililer bir iş yapıyorlar. İşçi Partisine katılmayanların, Parti işine karışmaları doğru olur mu?… Açıklaması uzun. Karışmak iki zıt yönde anlaşılabilir: 1- Baskı yapmak isteyenlere bahane vermemek için İşçi Partisinin içine ve işine karışmamalıdır; 2- İşin gelişmesi için doğru bir düşüncesi bulunduğuna inanan herkes, İşçi Partisinin içine değilse bile, işine karışmalıdır… Samsunlu ÇALTI dergisinde yayınlanan: ‘İşçi Partisi nedir? Ne olmalıdır?’ yazısı bu inançla çıktı. Araştırma 3 bölümdü. İkinci bölümü bitmeden ÇALTI kapandı… Mesele kapandı mı? Hayır.” (s. 22)Konu TİP’ten çok İşçi sınıfını kurtuluşa götürecek bir İşçi Sınıfı Partisi’nin nasıl olacağı konusudur. Bu yüzden TİP özelinde de olsa genel prensipler konmaya çalışılır. “Önce Program mı gelir, Tüzük mü? “Bizim bildiğimiz, bir Parti’nin önce Programı açıkça konur. Sonra o Programın prensiplerine göre Parti’nin Tüzüğü yaratılır. Gerçi ‘Kanun’ yalnız bir Tüzük bulunmasını şart koşar. Tüzüğünü verdin mi, Partini kurmuş olursun. Ama Kanun, politika kiremitliğinin kuralıdır. Kiremitliğin altında bütün katlarıyle Toplum Üstyapısı yükselir.” (s. 9)TİP kurulduğu zaman da sadece kanunun öngördüğü tüzüğün amaç maddesiyle yetinmiştir. Yani işçi sınıfına sunduğu, sunacağı bir programı yoktur. Oysa işçi sınıfı sosyalizminin tavrı bu olmamalıdır. Kulak verelim Kıvılcımlı’ya:“İşçi Sınıfına bir Parti mi gerekiyor? Buyursun, kursun. Tüzüğünün başına üç beş satırlık bir “Amaç” maddesi koydu mu, yeter. O Amacın, hangi sosyal ve ekonomik ilişki-çelişkiler içinde, nasıl gerçekleşeceği demek olan Program aranmaz. Hatta, İşçilerin hiç Programları bulunmasa daha iyi olur. Kimse ne dediğini, ne yaptığını bilmez. Soyut ve Genel amaç maddesi çevresinde önüne gelen, ağzına geleni tekerler. “Her kafadan bir ses çıkar”… Burjuvazinin istediği de budur. “Gerçek İşçi Sınıfı Partisi bu oyuna gelemez. Proletaryanın bilimine göre insan işini hayvan işinden ayırt eden tek nokta: İnsanın, yapacağını önce tasarlaması, plânlaması, programlaştırmasıdır. Onun için, bütün ciddi İşçi Sınıfı Partileri ilkin yıllar boyu, içinde bulunduğu Toplum yapısına en yatkın gelecek kendi Programını tartışır ve aydınlığa çıkarır. Sonra o Programdan aldığı hızla Tüzüğünü tezgâhlar.” (s. 9-10)13 Şubat 1961’de kurulmuş olan TİP tam 4 yıl programsız çıkar halkın karşısına. Bir siyasi partidir, sınıf siyaseti yapma iddasındadır ve 4 yıl boyunca bir programa ihtiyaç duymamıştır. 4. Yıl sonunda:“TİP kuruluşunun 4. yılı, alüminyum çarklı sarı başaklı TİP damgasıyla damgalanmış “Türkiye İşçi Partisi Programı” basılıp, 5’er liraya satıldı… TİP Programının yalnız fihristini (içindekiler listesini) okumak bile, onun Parti Programından bambaşka bir şey olacağı izlenimini veriyordu. Belli ki, TİP’in içinde ve dışında ne kadar Politika denizine ilk adımını atmak isteyen bilgin varsa, hepsi dağarcıklarında Politika üzerine bildikleri ve bilmedikleri bütün cevherleri TİP Programına dökmüşlerdir.” (s. 10)Oysa Kıvılcımlı’ya göre program: “Bir gece İşçi Sınıfı iktidara gelse, ertesi sabah Türk Milletine hemen sunabileceği uygulama” dır. Önü sonu, vaadleri, talepleri elle tutulur somutlukta olmalıdır. Hem de o kadar somut ki, “En kaba işçi ile en cahil köylünün bir okuyuşta kavrayıp harekete geçebileceği” kadar.Bu düşüncelerle girişilir TİP eleştirisine. Niyet, TİP’e gönül veren insanlara gerçek bir İşçi Sınıfı partisinin ilkelerini hatırlatmaktır. Şöyle başlanır:“’Eleştirme silahı, silahların eleştirilmesine varmamalıdır’ öğüdüne uyarak biraz konuşmak yerinde olacak gibi geliyor. Konu, Partidir: İşçi Partisi. Bugünkü dünyada, hangi biçimde olursa olsun siyasi bir Partinin varlığı başlıca iki şarta bağlıdır: “1- Kendi kendini eleştirmesi; “2- Yığınlarla bağlılık kurması.” (s. 29)Bu girişten sonra TİP’in belli başlı 3 aşaması anlatılmaya başlanır. İlk aşama sadece işçiye dayanma sapması olan uvriyerizm (dar işçicilik). İkinci aşama zıddına sıçrayış yani “Aydınlar” partisine dönüşme ve nihayet 3. Aşamada da parlamentarizm ve ona bağlı olarak da ekonomizm batağı. Oysa parti başka şeydir. TİP’in işçilerle aydınları kaynaştırma yerine onları ayrı sandıklarda oy kullanmaya zorlaması, işçi sınıfı particiliğinden ne kadar uzaklara düştüklerinin kanıtıdır.“Araştırmamız bize TİP’in iki büyük eksiğini gösterdi: “I- TİP üyesi (ister aydın, ister işçi olsun) hep birden ve aynı derecede siyasal terbiyeye muhtaçtır. “II- TİP Teşkilatı (ister işçi sınıfı, ister köylülük olsun) halk yığınları ile samimi bağlar kurmaya muhtaçtır. “Bu iki derdin ilacı, daha mesele konulurken, neredeyse kendiliğinden ortaya çıkmış bulunuyor: “I – TİP üyelerinin her ne pahasına olursa olsun siyasal eğitim ve öğretimleri başarılmalıdır. “II – TİP teşkilatı her ne pahasına olursa olsun halk yığınlarımızın siyasal eğitim ve öğretimini başarmalıdır.”(s. 59)TİP’i o yıllarda ne kadar ciddiye aldığı belli Kıvılcımlı’nın. Oradan bir İşçi Sınıfı Partisi’nin çıkabilmesi için elinden geleni yapmaya çalışıyor. Lenin’in “100 budaladansa bir akıllı yeğdir” lafına uygun olarak, profesyonelce çalışacak bazı gönüllülerin TİP’i yığınlarla buluşturabileceğine inanıyor.“Parti işleri, öyle bir fedakâr üyenin özel işlerinden ayırabileceği dakikalarda bitirilemez. Aydınların organları kaplamasından şikâyet ediliyor. Bunda biraz da, işçilerin Parti işine ayıracak pek az dakikaları bulunması rol oynamıyor değil. TİP’in avukatlar partisi oluşunda bile, avukatlardan başka pek az aydının Partiyle uğraşacak aylak zaman buluşu, sebeplerin önemlisi olur. Her iş için, ona ayrılmış yeterince boş zaman gerektir.” (s. 60)Yeterince boş zaman değil, tüm zamanını parti çalışmalarına versinler diye de İşçi Köylü Gönüllülerinin seçilerek eğitilmesini ve bu gönüllülerin parti profesyoneli olarak çalıştırılmasını önerir. Doğal olarak bu insanların finansmanı konusunu da unutmaz.“1- TİP Milletvekilleri, maaşlarının ‘Orta Hayat Endeksinden yukarı’ olan bölümünü, doğrudan doğruya İŞÇİ GÖNÜLLÜLERİ FONU’na yatırırlar. “2- On beş Milletvekilinden her biri, şimdiden kendilerini İŞÇİ-KÖYLÜ GÖNÜLLÜSÜ ilân ederler, ve yasama görevlerini engellemeyecek, bilâkis bileyecek biçimde TİP Gönüllüleri safında, her türlü millet hizmetine hazır kuvvet olduklarını belirtirler. “3- Orta Hayat endeksi kadar gelirin, Milletvekilliği ve İŞÇİ-KÖYLÜ Gönüllülüğü görevlerini aksatmaması için, TİP Milletvekillerinden dileyenler topluca, dilemeyenler ayrı ayrı, bulundukları yerin en lüks otel ve apartmanlarında değil, GECEKONDU semtinde, komşuları seviyesinde barınıp geçinme erdemine erişirler. “Bu basit üç tedbirle, her ay TİP Milletvekilliği maaşlarından en az 34-40 bin lira kadar bir İŞÇİ GÖNÜLLÜLERİ FONU doğar. Bugünkü TİP kadroları içinde, yerine göre 400 lira maaşla İŞÇİ-KÖYLÜ Gönüllüsü işine kendini vermeye hazır yüzlerce üye muhakkak bulunur. Onlar arasından seçilecek 100 kadar aday, hemen (işçi veya aydın şeceresine bakılmaksızın) zekâsına, karakterine, girişkinliğine göre elenerek sıkı ve koyu bir (TEORİK- PRATİK) öğretim ve eğitim sistemine sokulur.” (s. 65-66)Bu önerilerin yayınlandığı Çaltı dergisi kısa sürede kapanır. Kıvılcımlı’nın TİP’e ve milletvekillerine yaptığı somut önerilerin hemen hemen hiçbir yankısı olmaz.