Yayınlanan Tarih: 4 Ocak 2016 Editör: In 1965-71 İle 794 Görüntüleme

1965-71 DEVRİM ZORLAMASI DEMOKRATİK ZORTLAMA

DEVRİM ZORLAMASI DEMOKRATİK ZORTLAMA –  Üçlemenin son kitabı, yine 1970 yazında yayınlanmış olan Devrim Zorlaması, Demokratik Zortlama kitabıdır. Kitap bir çok temel konuya değiniyor olmasına karşın MDD ve Mihri Belli eleştirisi olarak ün kazanmıştır. Nitekim Kıvılcımlı da “Biz Kime Benzeriz?” başlıklı 15 sayfalık bölümden sonraya aldığı “SUNUŞ” bölümünde şunları der:“MDD (Milli Demokratik Devrim) diye birkaç yıldır süren akım var. Onun tüm Tezlerindeki ana eğilim, Kapıkulu Aydınlar içinden bir kesimi heyecana verdi. Tabiî, o (MDD’cilik) ve Marksizm’deki Demokratik Devrim iki bambaşka şeylerdir. Demokratik Devrim çok ciddi bir konudur. MDD’cilik: Demokratik Devrim’i dramatize ederken karikatürleştirir. O bakımdan söz benzerliklerine aldanmamalı. MDD’ciliğin Demokratik Devrim adına yapılmış bir Küçükburjuva Zortlaması olduğu Bes-Bellidir.“Zortlama”: Biliniyor, kimi çok hareketli sesler çıkaran ilkel bir halk türküsü türüdür. Yerine göre dinlenilir. Arada pek hoşa da gidebilen “parçaları” geçer. Ancak ister istemez İlkel kalır, Zortlama’dır. Tam: “Zurnada peşreve bakılmaz” deyiminin yeri burasıdır. MDD’cilik Zortlamacılığıdır.Bu kitapta o MDD’cilik denilen tipik Küçükburjuva zortlamasının doğuş ve açılış ayrıntılarını gözden geçireceğiz.Bu iki bölüm, bir “Zortlamaya Giriş” ile başlayacak ve “Anarşizm mi? Dağınıklık mı?” sonsözüyle bitecektir.” (s. 25)ZORTLAMAYA GİRİŞ başlıklı bölümde ilk olarak Türkiye’de sosyalist kuşaklar sıralanır. Daha sonra “Durum Yargılaması” konferansında “savaşa giriş tarihlerine ve parti çizisinde olup olmadıklarına bakarak aldık isimleri” ve “En yeni sosyalistler hakkında biraz acele ettiğimizi anladık ama kitap dizgiden çıkmıştı” dediği bu kuşaklar sıralaması şöyle:“Bizim anabildiğimiz kadarıyla, Türkiye’de başlıca dört konak, yahut Kuşak, yahut Aşama Sosyalistler oldu. Bunları zaman aşımları açısından şöyle adlandırabiliriz:“1- Eneski Sosyalistler: Bunlardan adı kalanlar Dr. Şefik Hüsnü Değmer ile Dr. Hikmet Kıvılcımlı oldu.2- Eski Sosyalistler: Bunlardan gene adı kalanlar Şair Nâzım Hikmet Ran ile rahmetli Reşat Fuat Baraner oldu…“3- Yeni Sosyalistler: Bunlardan Türkiye’de yaşayıp duyulanlar arasında Mihri Belli ile Mehmet Ali Aybar’lar anılabilir.“4- Enyeni Sosyalistler: Bunlardan en “serbest güreşen”lerden Vahap Erdoğdu ile Doğu Perinçek’ler anılabilir.“Yeniler ve Enyeniler o denli çoklar ki, içlerinden ancak birkaç sembol ad alabildik.” (s. 32-33)Bu kuşaklamayı yaparken önemli bir uyarı yapmaktan da geri durmaz Kıvılcımlı. ““Sosyalizm ve Sosyalist dediklerimizle, daha tanımlarken belirttiğimiz gibi, ‘adı kalanlar’ı göz önünde tuttuk. Bir de ‘adı kalmayanlar’ var. Bunlar iki zıt kutupta toplanırlar. Bir bölüğü adı ağza alınamayacak kertede yüreksiz ve alçak çıktıkları için, Allah bizden onların ne adlarını, ne sanlarını sormasın, Şeytan hesaplarını görsün.“Ama bir de her kuşağın ‘adsız’ yiğitleri vardır. Onlar ne savaşta, ne savaş sonrasında hiç kimseden hiçbir şey; ne ad, ne ün, ne şeref, ne baht istememişlerdir. Kendi çaplarında, kanlarının son damlasına dek son kurşunlarını doğruca, namusluca atmışlar, çoğu hayatın sillesiyle vurulup ‘ölmüşlerdir’. Burada, günümüze dek kesintisiz süregelmiş savaşın somut elemanlarına sembol olmuş bir iki adı ancak anabildiğimiz için, geçmiş kuşakların adsız yiğitlerine yalnız saygı, sevgi ve yoldaşlık bağlarımızı bir yol daha sunmakla özür dileriz.” (s. 32-33)Adı sanı duyulmamış namuslu sıra neferlerine olan saygı cümlelerine katılıp, alıntının ilk paragrafına bakarsak, orada “Bir bölüğü adı ağza alınamayacak kertede yüreksiz ve alçak çıktıkları için, Allah bizden onların ne adlarını, ne sanlarını sormasın, Şeytan hesaplarını görsün.” Diyerek tiksintiyle andıkları, daha sonra 2. Kategori diye niteleyeceği, kimilerinin “sahte TKP”, kimilerinin “harici büro” diye adlandırdığı Laz İsmail ve benzerlerinin toplatıldığı “şer örgütü” dür. Kıvılcımlı sakın bulaşmayın, pis kokuları üzerinizden çıkmaz dediği bu insanlara “Şeytan hesaplarını görsün” deyip kalemini ve ağzını kirletmekten kaçınıyor ama “onlar” bunun bile acısını, Kıvılcımlı’yı sosyalist ülkelerden ölüme doğru püskürttürerek ve ölümünü çabuklaştırarak çıkarmaktan kaçınmadılar. Bu başlı başına bir kitap konusu olur.Bundan sonrası ustalardan, özellikle de Lenin Usta ve onun “İki Taktik” kitabından hareketle Türkiye’de demokratik devrim yolunan aydınlatılmasıdır. Önce TİP ve onun ABA(Aybar-Boran-Aren)cı tezlerinin eleştirisi yapılır. Başka birçok yazı ve kitabında da eleştirdiği TİP için şu paragrafı alalım:“Türkiye’de Burjuva Devrimciliği eğilimini ABA’cı (Aybar-Boran-Aren’ci) TİP Liderleri, Proleter Devrimciliği eğilimini ise, TİP dışı sosyalistler savunmak durumuna düştüler. Gerçekte, o ABA’cı TİP Liderleri, doğrudan doğruya TİP’in kendi Tüzük ve Programına karşı çıkmışlardı. Çünkü TİP’in Programı, herhangi bir İşçi veya Sosyalist Partisinin “Minima (Enaz: Asgari) Programı” idi. Proleter Devrimcileri, ABA’cı Liderlerine karşı TİP’i savunuyorlardı. Ama ABA’cı Liderler, ellerindeki TİP Programı yokmuş gibi, ansızın (bir zaman sözünü edenleri boğdukları) Sosyalizm’in [Yani “Maksima (Ençok: Azami) Programın”] kesin şampiyonları kesildiler. Halk Cephesi kurmak, İşçi Sınıfını: (Örgütlemek+Bilinçlendirmek+Eğitmek) gibi günlük görevlerinden kaçtılar.” (s. 46)Daha sonra somutça MDD eleştirisine girilir. MDD kavramı için:“Ve sen o formülün başına, “Burjuva” sözcüğü yerine falan yahut filân ülkede geçirilmiş “Milli” sözcüğünü geçirmekle, büyük bir “orijinalite” yaptım sanırsın. Yani, “Burjuva” ile “Millî” sözcüklerinin Bilimcil Sosyalizm sözlüğünde ve sosyal gerçeklikte aynı olaya ve aynı anlama geldiğini unutmakla kalırsın. Çünkü “Millet” sözcüğü, Kapitalizmin yarattığıdır. Kapitalizm öncesinde Ümmet vardır, Millet yoktur” (s. 62) dendikten sonra “İki Taktik”le pekiştirilir:“’İki Taktik’, iyice, duru ve kesin olarak: Burjuva Demokratik Devrimi’ne Çarlıkta Burjuvazinin değil, Proletaryanın öncü olacağını gösterir. Bütün problem: Devrimin en önemli konusu İktidar konusu üzerinde döner. Onun için ‘İki Taktik’, Demokratik Devrim’in Burjuva yahut Millî karakterini tartışmaz bile. 120 sayfa boyunca, Demokratik Devrimde yalnız HALK’ın (yani: İşçilerle Köylülerin) İktidara geleceğini savunduktan sonra, kitabın ‘Sonsöz’ü artık, kavrama daha keskin bir açıklık getirmek için, Demokratik Devrime dolaysızca Halk Devrimi adını verir.” (s. 63)Demiştik “üçleme” denebilecek her üç kitap da polamik kitapları olarak da tanınırlar. En canlı polemikler de “Devrim Zorlaması, Demokratik Zortlama” kitabındadır. ABA’cılık ve MDD’cilikten başka o zamanlar henüz CIA sosyalizmi olarak nitelendirmediği Proleter Devrimci Aydınlık (PDA- Doğu Perinçek grubu) ile de yoğun polemik yapar.Kitabın 2. Bölümü başlı başına MDD eleştirisine ayrılmıştır. 56 sayfa boyunca çeşitli başlıklarda MDD eleştirisi yapılır. Bölümün başında eleştirinin planı şöyle verilir: “MDD ZORTLAMASININ AÇILIŞI“ MDD (Milli Demokratik Devrim)’in üç egemen Yuvar (Mahfil) karakteri vardır:“1- Sınıfları, bir Medrese hafızı gibi Skolastik biçimde görüş metodu;“2- Bu görüş (yani gerçeği ezbere görüş; yani görmeyiş) sonucu Türkiye’deki orijinal Sınıf karakteristiğini bir türlü duru koyamayış;“3- O iki sapmanın kaçınılmaz ürünü olarak sırıtan Proletarya Partisi gereğini “Şartlara” (MDD zaferine!) bırakış.“Bu üç MDD ana yanılgısını üç ayrımda gözden geçireceğiz.”  (s. 87)Kitabın son bölümü “ANARŞİSTLİĞİMİZ Mİ? DAĞINIKLIĞIMIZ MI?” başlıklı. Bu bölümde daha sonra “Anarşi Yok! Büyük Derleniş! “ broşürüyle çözümlerini önereceği, sosyalist ortamın dağınıklığını teşhis ve tahlil eder.“Türkiye’miz için bütün bunların topu birden en onmaz Anarşisttirler. Gelin, yüreklerin bütün çirksiz ve çepelsizliği ile insafa gelip ikrar etmekten korkmayalım. İster, iki kişi ile bir araya gelip organlar içinde gündemli tartışma, karar alma ve uygulama yolundan gitmeyi idam cezasından korkunç bulan “Bağımsız” “Sosyalist”lerimiz olsun, gerek bir yerden edindiği “yeterli sosyalizm” apoletini rastladığı yurttaşa gösterip kendisine “itaat” etmeyeni dünya ölçüsünde yıldırımlayabileceğine inanmış (mintarafillah) “yetkili” “Sosyalist”lerimiz olsun, hepsi bal gibi yahut zehir gibi Anarşisttirler.” (s. 147)Ve kitabın son sözü:“Bizde, bütün sosyalistlerimizin basamak basamak kendi çaplarında boyuna anarşistleşmeleri (otorite kırıcı megaloman disiplinsizlikleri) hep, yalnız derme çatma, çıraklıkta pişmemiş, uluslararası “teori” tek kanadı ile şahane uçuşlar yapmaya kalkışan acayip kuşlar oluşlarından ileri geliyor. Oysa, bu aşama, kırk yıl öncede kalmalıydı. “Cin olmadan adam çarpmak” modası artık geçmelidir. Yeraltı, dünyadan başka yıldız değildir.” (s. 152)