Yayınlanan Tarih: 4 Ocak 2016 Editör: In 1954-62 İle 698 Görüntüleme

1954-62 KUVAYİMİLLİYECİLİĞİMİZ I ve II

KUVAYİMİLLİYECİLİĞİMİZ I ve II – Kuvayimilliyeciliğimiz kitabı, bilindiği üzere 2 tanedir. Biri Kuvayimilliyeciliğimiz (Gerekçe) olup, Vatan Partisi’nin kuruluş gerekçesi olarak 1954 yılında yazılmış ve  1957 yılında Vatan Partisi Yayınları’nın 2. Kitabı olarak yayınlanmış  40 sayfalık bir kitapçık. Diğeri II. Kuvayımilliyeciliğimiz diye bilinen, 1960 27 Mayıs ihtilalcilerine sunulan 2 Açık Mektup’un derlendiği kitaptır.  Kıvılcımlı 1965 yılında her ikisini “Kuvayimilliyeciliğimiz ve İkinci Kuvayimilliyeciliğimiz” adıyla birleştirip yeniden basmış.Gerekçe diye bilinen ilk kitapta yazılış mantığını şöyle açıklar Kıvılcımlı:“Batı ülkelerinde modernleşme, sermayedarlar kanadının millete önderlik etmesiyle yürüdü. Çünkü, sermayedarlar, şahsen girişkin kimselerdir. Ferdi yüz misli, bin misli kuvvetlendiren SERMAYE adlı sosyal bir cihaza sahiptirler. Devamlı ticari münasebetleri sayesinde hem yurtlarını, hem dünyayı daha yakından tanırlar. Sermayedarların kültür satın alacak nakitleri ve siyasetle uğraşacak vakitleri vardır ve ilh. ve ilh Bütün bu sebeplerle, bizim dahi bugüne kadar gelmiş geçmiş ıslahat ve inkılap hareketlerimiz, hep işverenlerin kanadı ve ruhu ile çırpındı. Gene aynı sebeplerle, Türkiye’mizde mevcut partilerin hemen hepsi, o kanadın ve o ruhun ana fikir ve temayüllerine dayanırlar.“İşverenler kanadıyla, Türkiye’yi ilerletmek isteyen partilerin, memleketi sahiden ilerletmek gayelerinde samimi olmalarından başka bir şey istemiyoruz. Ancak, Vatan Partisi, o kanadın Türkiye’yi cennete çevireceğine inanmıyor. Bu kanaat, kuru iddia değildir. Saltanat devrinin ıslahatlarından, son yarım demokrasi denemelerine kadar geçmiş uzun tecrübeler, kanaatimize durmadan hak vermiştir.” (s. 12)Bu tespitten sonra uzun uzun Kuvayımilliye dönemindeki tabakaların durumu ve bunların karşısında CHP’nin tutumları incelenir. Kuvayımilliyecilerin hem uğraşmak hem de dayanmak zorunda kaldıkları başlıca iki güruh bulunur. Bunlar Şehir Bezirganları ve Taşra Hacıağalarıdır.Şehir Bezirganları; “ne istiklal, ne milli şeref, ne insani izzetinefis tanıyorlardı. Vurgun ve kâr istiyorlardı.” (s. 13) Büyük şehirlerin büyük tüccarları olan bu bezirganların tek isteği vardı: “Kendi başımıza yaşayamayız, Amerikan mandası olmak lazım”.Taşra Hacıağaları ise Birinci Cihan Savaşı’ndaki soygunlarıyla hayli semirmiş, İstanbul kozmopolitleriyle kaynaşmasını arttırmış taşralı soygunculardı. Onlar da dış güçlere dayanmak gerektiğini fetvalayıp duruyorlardı. Yanlış Şehir Bezirganları gibi Amerikan Mandacılığı değil, İngiliz boyunduruğu istiyorlardı. İşte o zamanki CHP’nin hem dayanacağı hem de mücadeleedeceği güç ve anlayışlar bunlardı. Kıvılcımlı’dan yazalım:“Bu tezatlı zaruret CHP’nin alın yazısı oldu.“CHP’si, kendisine maddi manevi temel, fikri dayanak, siyasi kaynak yaptığı zümrelerin fıtri [doğal, yaratılıştan] kaypaklığına karşı tedbir almak zorunda idi. Büyük şehirlerin yabancı nüfuzuna kapılmamasını, taşra ağalarının derebeyivari irticaa kaymamasını istiyordu. Lakin, muvakkaten içine indiği geniş halk yığınlarına cahil ayak takımı diye yukarıdan bakmayı öğrenmişti. Böyle bir partiye, DİKTATÖR’lükten başka idare tarzı kalmıyordu.“CHP, hem dayandığı halde güvenemediği eski idareci zümreleri diktatörce idare etmek zorunda kalıyordu; hem de asıl güvenilecek halk yığınlarına dayanmamak yüzünden, cemiyet içinde temelsiz ve muallakta kalıyordu. Buna çare bulmak için, irtica tepkisine denk bir kuvvet sağlamak icap ediyordu. Bu kuvvet: Diktatörlüğü ayakta tutacak, eski zamanın aylıklı askerleri gibi, siyasete karıştırılmayan memurlardan mürekkep bir Devlet teşkilatı oldu.” (s. 16)Daha sonraki sayfalarda CHP’nin tek parti diktatörlüğü çeşitli örneklerle anlatıldıktan sonra çöküşü ve Demokrat Parti iktidarının hazırlanışı gelir.Daha önce CHP’nin dayanağı olan ve onu çöküşe taşıyan güçler aynen DP’nin de tabanı ve dayanağı oldular. Aynı Şehir Bezirganları ve Aynı Taşra Hacıağaları bu defa İkinci Cihan Savaşı faciasından yararlanarak daha da semirmiş biçimde soygunlarına DP eliyle devam ettiler.Bu aynı kesime dayalı iki partinin karşısında olabilecek tek güç de o zamanın şartlarında Vatan Partisidir. Çünkü Vatan Partisi soyguncu zümrelere değil, soyguna son verecek olan İşçi sınıfına dayanmaktadır:“Ancak; öncü dava, işçi davasıdır. Sosyal harekette baş çeken işçi olmalıdır, diyoruz. Bunun ilim hakikatleri bakımından sebebi şu: Modern toplumun ana çarkları sermaye münasebetleriyle döner, bu münasebetleri doğrudan doğruya ve bilhassa temsil eden iki kutup: İşverenlerle, işçilerdir.Bizde işverenlerin ne kadar “kökü dışarıda” olduğu ve vatanı, milleti nasıl kolayca geriliğe ve yabancı nufuzuna av etmeğe kapı açtıkları, yakın ve uzak siyasi ve sosyal tarihimizde açıkça okunuyor. İşverenler memleketi gereği gibi güdemeyince, Vatanın mukadderatı tesadüfe, talihe bırakılamaz. Millet önderliği ister istemez işçilere düşer.” (s. 37)İkinci kitap olan II Kuvayımilliyeciliğimiz ise 27 Mayıs İhtilalcileri olan Milli Birlik Komitesine yazılan iki mektuptan oluşmaktadır.İlk Mektup, Tarihi Gerçeklerimiz başlığı ile başlar ve “Bizde niçin ordu inkılapçıdır? Tarihimizden bir-iki sözle başlayalım” diyerek, önce Dirlik düzeni, sonra da Kesim düzeni açıklamalarıyla sürer. Kıvılcımlı’nın özellikle Osmanlı Tarihinin Maddesi eserinde bütün ayrıntılarını açıkladığı bu konuları geçerek, Batı’yı geliştiren modern sermaye ile Osmanlı’yı batıran kadim sermaye karşılaştırması yaptığı bölümü olduğu gibi alalım:“Sermaye (kapital), niçin Avrupa’yı dünyaya hükmettirirken bizi çökertti? Çünkü, birincisi: Avrupa’da modern sermaye, evvela sanayileşmeyi geliştirdi. Bizde ise tefeci-bezirgan sermaye, derebeyileşmeyi tekrarlattı. İkisi de sermaye adını aldığı halde, modern sermaye ile kadim sermaye (tefeci-bezirgan) birbirinin can düşmanıdır. Uzun medeniyetler tarihi açıkça gösteriyor: Nerede tefeci-bezirgan sermaye bir ur gibi dahhameleşirse (anormal büyürse), orada modern sermaye dumurlaşır (ufalır, işlemez hale gelir). Bütün kadim medeniyetler gibi, Osmanlılığın da başını yiyen, tefeci-bezirgan sermayenin azgın gelişmesidir. Tersine, nerede modern sermaye gelişirse, orada tefecilik (faizcilik, murabahacılık) ve bezirganlık (vurgunculuk) ile birlikte, kangren olmuş derebey imtiyazları yok edilir. Batı ülkelerinin modern yükselişi bu gidişten ileri geldi. Bizimle batı arasında birinci büyük fark buradadır. İkincisi: Avrupa’da modern gelişme bütün öteki kıtaların zararına oldu. Korsanlığı uzak dış ticaretle bağdaştıran batı, eski ve yeni dünyaları çapul ederek, modern sermayesini biriktirdi. Bir kere de modern sermaye denilen müthiş üstünlük silahını ele geçirince, geri kalan ülkeleri ekonomice ve siyasetçe sömürge durumuna sokmadan edemedi. Edemezdi de. Büyük sanayi çığırı, her beş-on yılda bir ekonomik ve siyasi buhran çıbanları çıkartıyordu. Bu çıbanları dışarılara doğru deşip “derive” etmek, batı için ölüm kalım meselesi idi. O yüzden Avrupalının refah ve hürriyeti, bizim yoksulluğumuz ve esaretimiz pahasına sağlandı. Bizimle batı arasında ikinci büyük fark buradadır.”(s. 52)Birinci mektubun ana teması ve amacı MBK üyelerine tarihsel akışı içinde sermayenin durumunu ve ihanetlerini sergilemek oluyor böylece. İkinci Mektup daha çok günlük olaylar ve dayatan görevlerle ilgili tahlilleri içeriyor. Bu metinde uzun ve ayrıntılı rakamlarla ülkenin nasıl soyulduğu, devletin nasıl hantallaştırıldığı örnekleniyor. Vatan Partisi programındaki UCUZ DEVLET ve ŞUURLU DIŞ TİCARET şiarlarından hareketle MBK üyelerine uyarı ve tavsiyelerde bulunuluyor. Özellikle yabancı sermaye soygunu titizlikle göze batırılır. Özellikle de son yıllarda yazıp yayınladığı Vatan Partisi Tüzük ve Programı, Anayasa Teklifi ve Siyasetimiz broşüründeki rakamları ve önerileri tekrarlayarak MBK üyelerini yönlendirmeye çalışır.1960 27 Mayıs’ında işçi sınıfının siyasi teşkilatlanması yoktur. 1951 tevkifatından sonra Şefik Hüsnü önderliğindeki TKP fiilen dağılmış, 1954 yılında kurulan Vatan partisi ise ağır yargılanma koşullarından sonra beraat etmesine karşın, Kıvılcımlı dışında o da dağılışa uğramıştır. Bu şartlarda Kıvılcımlı’nın MBK üyelerini etkilemeye çalışması sonraki yıllarda pek anlaşılmadı. Hatta çok yanlış anlaşıldı. Oysa Kıvılcımlı için hep görev var olmuştur. O, “görev yoksa insan da yoktur” diyecek kadar görev bilinçli bir devrimcidir. 27 Mayıs gibi siyasi iktidarı alaşağı etmiş bir harekete kayıtsız kalması düşünülemezdi.